Sadece bir umuda özlem duyanlara...
4 Mart 2018 Pazar
Her şey yolda başlar
' Her şey yolda başladı,her hikaye gibi..
Başka istasyonlarda bekleyen başka başka insanlar aynı ufuğa doğru yol alıyordu.Ve bir yerinde yolun kesişiyordu kaderleri..
Her yürüyen yolcu olmadığı gibi tüm yolcuların yolları kesişmiyordu. Yolcular değildi yolu var eden ve yolcusu olsun olmasın her yolun bir nihayeti vardı.
Belki de hikaye yoldu,ne önemi vardı...'
Hikayeler ve İnsanları
'..Eline bir kitap alıp karıştırıyorsun.Hoşuna gitmiyor açtığın sayfalar ve kapatıp kenara koyuyorsun.Günler,aylar sonra acaba diyorsun nasıl bir kitaptı ve tekrar eline alıyorsun.Karıştırdığın yine aynı sayfalar oluyor, yine sevmiyorsun. O sayfaları sevmediğinden bir sayfa daha çevirmeden bırakıyorsun. Fakat sen kahramanın o sayfalarda başından geçenleri okuyorsun,hikayesini bilmiyorsun,diğer sayfalarını okumaya değer bulsan çok sevilecek bir kitap olacak farkına varmıyorsun.
Bazı kitaplar yazarlarını hikayeleriyle vardır ; Stefan Zweig'in kısacık kitabı Satranç gibi..Koca bir yaşanmışlığın kısacık sonudur. Kitapla birlikte hayatına da bir nokta koymuştur Zweig.
İnsanlar da kitaplar gibidir. Her insanın dinlemeye değer bir hikayesi vardır. Ve doğru insanlar hikayelerle ilgilenir..'
Bazı kitaplar yazarlarını hikayeleriyle vardır ; Stefan Zweig'in kısacık kitabı Satranç gibi..Koca bir yaşanmışlığın kısacık sonudur. Kitapla birlikte hayatına da bir nokta koymuştur Zweig.
İnsanlar da kitaplar gibidir. Her insanın dinlemeye değer bir hikayesi vardır. Ve doğru insanlar hikayelerle ilgilenir..'
Sevmek diyorum..
Ne zaman mavilere boyandı gökyüzü,ne zaman dağıldı bulutlar?
Ne zamandı baktığım analara yeniden ve bıraktığım gülüş hangi vakitten?
Bildiğim yalnız bir el ruhuma dokunan.Bir çift göz gözlerime takılan ve bir garip yazgı kaderime dokunan..
Siz nerede milat dersiniz bilmem ama ben kendimi ne zaman sevdiysem yeniden,
gün onu sevdiğim güne denk düşer ve ben ne gün kendime söz verdiysem o gün kalbime kilitlenen bir umut var taa eskilerden.. Umut eskir mi diyorsunuz belki.. Umut hiç eskimeyen...
Velhasılı sevmek diyorum.. Uzuunca bir ip en incesinden ve sökük bir kalp orta yerinden.. Acıta kanata diken o;dikilen ben..
Bir gün sen de onlar gibi ; herkes gibi olacaksın
Önceleri büyümek temalıydı yazdıklarımız, hep bir yerinde çocukluğumuzun bizden uzaklaşışı ve büyümenin sancısı olurdu. Şimdilerde yaşlanmak gelip yerleşti satırlara. Yaşlanmak demeyeyim de hepten hücum etmesin üstadlar; ben yaşını almak diyeyim siz anlayın..
Geçmiş gittikçe daha fazla mı uzaklaşıyor ne? Günler önceleri bir bir geçerken şimdilerde birbirinin kopyası günler üçer beşer geçip gidiyor sanki.Buna yetişmek mümkün değil belki; belki de geçiştiren bizleriz günleri; hiç bir zerresini değiştirmeyerek..
Birbirinin aynısı günlerde aynılığın ebediliği korkusuyla yaşamak nasıl bir yanılgıydı? Bu korku muydu tüketen insanları; insanı esir alan bu korku muydu engel yenilikler yaşamaya ? Anıların damakta bıraktığı tad bittikçe eskiyecek miydi her şey? Gelecek geçmişten beslenip kendini zamanla tüketecek miydi? Yoksa bunlar karamsar kimselerin cümleleri miydi?
Yaşlandığını hissetmezdi belki de insan geçmişin üzerine bir gelecek kurabilseydi.Anılardan değerli anlar bağışlayabilseydi kendine. Ama kolay değildi ki bu, belki tüm ruhu kendinden önce yaşlananların başaramadığı buydu..
Yorgun olmak yaşını almanın ilk belirtisi olmalı. Çok yorgunluk gördüm ben lakin ruhun yorulmasını yeni tadıyorum. Ah benim ruhum, neden bu yorgunluğun bir bilsem.. Bir bilsem beni içimden kemiren,beni eksiltenleri.. İnsanın ruhunun dağınıklığından midesi bulanır mı? Bulanıyor..
Dağınıklık sevenler toplamaya mecali ya da cesareti olmayanlar mı ki?
Ey korkak ruhum, korktuklarından korkmakla ömür geçer mi? Sorulardan kaçmak mı seçtiğin yol?Yoksa tüm yorgunlukları tek soruda toplamaktan mı korkarsın? Ruhunun parçalarına adil davranamamaktan mı? Ruhunun başkalarına verdiğin parçaları mı sızlıyor yoksa; kıymeti bilinmedikçe eksilip giden parçalar mı yordu seni?..
Bu suskunluk,bu durgunluk bir yerde patlak verecek biliyorsun. Aynada farkettiğin çizgiler gibi kalbindekileri de farkedeceksin.. Ömür geçip gidecek ve bir garip özlem kalacak yaşanmışlıklarına. Bunu biliyor ve bundan korkarak yaşıyorsun.Her yaşını almış kimsenin kulak vermek istemediğin nasihatlerindeki gibi.. 'Bir gün sen de onlar gibi ; herkes gibi olacaksın...'
Omzumda Kelebek Kanatları
"Hayal kırıklığına uğradım, hem de aynı konuda bilmiyorum kaçıncı kez.”
diyordu küçük kız. Düşünüyor, düşünüyor ve sürekli aklına kısa ama ders verici
o hikaye geliyordu: Aksakallı bir bilge kişiye, bir dost ziyaretinde selam ve
hal hatırdan sonra “ Neler yapıyorsunuz?” diye sorulduğunda şu cevabı vermiş:
“Eksik kalan güvenlerimizi tamamlamaya çalışıyoruz efendim.” İşte o da bu
durumdaydı; eksik kalan güvenlerini tamamlamaya çalışıyordu. O kadar çok kişide
güven yığınları kalmıştı ki onlardan ne yaptılar bilmiyordu hala… Güven dediği
kelime neydi, ne anlama geliyordu? Birinin yolunda gözü kapalı gitmek mi yoksa
kendine aynada bakıyormuşçasına onun kendin olduğuna inanmak mı? Düşüncelerin
hep sadece bir noktada kesişmesi mi… Ya da aldatılmak mı etliye sütlüye
dokunmadan, kırmadan bir kuşun kanadını, incitmeden hayalleri… Evet o da bu
bilge gibi içinden çıkıp giden, insanlara boş yere dağıtmış olduğu güvenlerini
tamamlamaya çalışıyordu. Her sabah 1-2-3….diye saymaya başladığı güvenler her
geçen gün bir daha bir daha eksik çıkıyor ve bu sefer de kendine güveni
azalıyordu umutsuzca. Güvenlerini bulutlara dağıtmışken onların bir rüzgar
esintisi ile uçup gideceği kimin aklına gelirdi, öyle kolay da görülmezdi ki
gelecek. Nerden bilebilirdi ki yüreğini açıp içinden paylara ayırdığı güveninin
parçaları dostu tarafından serserice çalınsın ve alsın başını gitsin. Bu onun
yapabileceği bir şey değildi ki… Bu aralar hayal kırıklarının parçalarını yapıştırmakla meşgul, sarsılan
güvenleri telkin etmekte ve gözyaşı damlası ile kırıkların yapışmayacağını her
deneyişte bir daha bir daha öğrenmekte. Ayıp değil üzülmek, kırılmak ayıp değil
ve hatta bunun üzerine ağlamak da ayıp değil. Ayıp olan aldatmak sevdiğini,
dostunu gözünün içine baka baka. Kırıklar ortaya saçılmışken kimin kırdığı
belli değil midir o yüreği, o canı, o kıymeti. Kıymetlisi, yüreği her deneyimle
bir kez daha parçalanırken küçük kız yoluna bakıyor ve yepyeni kararlar alıyor
bu günlerde. Çünkü hayat her haliyle akmaya, kökünü toprağa salan her fidan
yeşermeye devam ederken onun durması anlamsız. Hoş geldin yeniden hayata diyen
her yeni yıl için yeni başarılar hediye etmek istiyor doğum günlerine, işte
sadece bu yüzden yaşıyor, bağlanıyor hayata… Aydınlık olsun tüm dünyamız için
uğraşıyor sadece. Küçücük elleri ile yeni dünyalar kurmaya çalışıyor. Ve sadece
gülümsemek için atıyor her adımını, gülümsetmek için sevdiklerini… Omuzlarında
kelebek kanatları iyi bir şeylerin olmasını bekliyor o sadece… Belki de yaşamı
öğretecek o yüce bilge, sadece ona sığınıyor…
Omuzumda kelebek kanatları..
Ama ben yine de uçamıyorum..
Selam olsun güven sandığımı yerle bir edenlere...
10 Mayıs 2016 Salı
Bir Çift Gözyaşı
...Her şeyi bir kenara bıraktığımızda onların en temel acıları birdi.Aslında çok benziyorlardı birbirlerine,sadece hayat onları bambaşka iki insan haline getirmişti. Eksik yanlarını ararken birbirlerini buluşları da bu yüzden değil miydi?Bir çift gözden akan iki yaş gibilerdi..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




